/ /

Aşıklar sinemada…

25 Ocak 2015

Yeliz Gediman

Untitled-4

Bu hafta 4′ü yerli 7 film vizyona giriyor.

Burak Özçivit ve Fahriye Evcen’in başrolünde oynadığı “Aşk Sana Benzer”, Michel Hazanavicius’un yönettiği “Arayış”, Altın Küre adaylığı bulunan “Benim Komşum Bir Melek”, Türk yapımı animasyon “Köstebekgiller: Perili Orman” haftanın öne çıkan yapımları.

AŞK SANA BENZER

Ege’de geçer hikaye. Deniz’dir kızın adı. Geldiği gibi rüzgar estirir kasabada. Diğeri, bu balıkçı kasabasında elindeki restoranı elinde tutmaya uğraşır. Ali’dir o. Deniz’i görür görmez bir çekim oluşur aralarında. Öyle bir aşk doğar ki, büyüyüşüne bütün kasaba şahitlik eder. Ne var ki denizin getirdikleri aşk değildir sadece. Sorunlar da vurur kıyıya. Deniz’in geçmişinden gelenler düşer peşlerine. Aşkları, bu engeli de aşabilecek midir?

Burak Özçivit, aynı zamanda yapımcılarından biri olduğu filmde başrolü Fahriye Evcen’le paylaşmış. “Acı Aşk” ve “Kadın İşi”nden tanıdığımız Taner Elhan’ın yönettiği filmin oyuncu kadrosunda Selim Bayraktar, Yavuz Bingöl, Birsen Dürülü, Kaya Akkaya, Şamil Kafkas ve Burçin Işık da var. Başroldeki iki güzel görünümlü insanı izlemek için bile gidecekler vardır da, ortada başarılı bir aşk draması var mıdır? Onu izleyince göreceğiz.

NEDEN TARKOVSKİ OLAMIYORUM?

Beyazperdede şiirler besteleyen Rus sinemacının isminin bir Türk filminde geçmesi, ister istemez merak uyandırıyor. “Az çoktur” felsefesiyle, öyle fazla hıza kapılmadan, sakin sakin hikayesini anlatmayı seven yönetmenlerimizin ilk baktığı derya kuyusudur Tarkovski. Ama iş, hikaye anlatımıyla bitmez. Görsel dilin, bir kalbin atışıymışcasına, o ritmle sarması gerekir izleyiciyi. Onun gibi plan-sekanslar tasarlamak ister bünye. Ne var ki başaramazlar çoğu kez. Tarkovski olayım derken sinemadan uzaklaşıp fotoğrafçı olup çıkarlar. Bahadır’dır onun adı. Bir yanda popülizmin kucağına kendini bırakan bir film yapıp para kazanmasını isteyen ailesi-yakınları, diğer tarafta sanata -en önemlisi de kendine saygısızlık etmeden bir film çekme arzusu. İkilemdir, çoğalarak parçalar düşündükçe. Bir ‘film içinde film çekme’ öyküsü bu. Pek çok anı gerçeğe yakın diyaloglarla sarılı, bu yüzden seyirciyi bir yerinden mutlaka yakalayacaktır.

Tarkovski olmak, hiç değilse ona yaklaşmak isteyen bir adamın izinden tüm ülke sinemasının bir özeti gibi. Ticari sinema ile sanat sineması arasında bocalayıp kalmak. Sahi, nedir sanat sineması? Sanatsa maksat, ticari başarı da kazanması bir kusur mudur? Ya da ticari bir filmde hiç mi sanatsal değer yoktur? Kaliteyi talep etmeyen seyircinin durumu ne olacak peki? Tarkovski olamamak sadece ülke şartlarının suçu mudur? Bu ayrımlara fazla girmiyor film. Daha çok, Bahadır üzerinden, kafasında doğru sorular olan ama yanlış ülkede doğduğunu hisseden, bu yüzden de yanılgıya düşen pek çok genç sinemacıya bir ağıt gibi. Murat Düzgünoğlu’nun arada tempo sorunları yaşasa da gayet düzgün çektiği söylenen filminin oyuncuları Tansu Biçer, Esra Kızıldoğan, Vuslat Saraçoğlu, Menderes Samancılar, Tülay Bursa olarak sıralanıyor. Filmin, Adana Altın Koza Film Festivali’nde “Yılmaz Güney” ve “yönetmen” ödüllerini kazandığını ekleyelim. ‘Başka bir sinema” sevenler kaçırmamalı.

ÇILGIN KAMP

Bu hafta vizyonda ‘çocuk’ filmi yok mu diyorsanız, işte size “Çılgın Kamp”. Bazen mahallede birbiriyle iyi anlaşan arkadaşlar kendi gruplarını kurarlar. Birbirlerine düşman olmasalar da araları gergindir. Sonra bir grup daha mahalleye gelir. Onlar katıksız “kötü”dür. Bu nedenle arası pek de iyi olmayan ilk iki arkadaş grubu yakınlaşmaya başlar.

Bu toplum mühendisliğinde de böyledir, filmlerde de. Filmde bu üç grup bir yaz kampında biraraya geliyor. Katıksız kötü olan“Azmanlar Çetesi” olarak anılıyor. Niyetleri kötüdür, kampı ele geçirmeye çalışırlar. Arası iyi olmayan arkadaş gruplarının liderleri Savaş ve Barış, Azmanlar çetesine karşı işbirliği yapmaya karar veriyorlar. Acaba kampı, onların elinden kurtarabilecekler midir? Buraya kadar anlattıklarımız ilginizi çektiyse, Aram Gülyüz-Emir Khalilzadeh ikilisinin yönettiği film sizi bekliyor.

ARAYIŞ

Sessiz sinema dönemine bir güzelleme niteliğindeki “The Artist”le Oscar kazanan Fransız sinemacı Michel Hazanavicius, rotasını bu kez farklı, hem de çok farklı bir konuya çevirmiş.

İkinci Çeçen Savaşı’nın yaşandığı 1999 yılındayız. Dört hikayenin kesiştiği bir savaş draması bu. Hadji ile tanışıyoruz önce. Savaş sırasında küçük bir Çeçen köyünde yaşayan Hadji, anne-babasının gözleri önünde katledilmesine tanıklık eder. Ablası da kayıptır. İkinci karakter ablasıdır zaten.

Raissa da dört bir yanda kardeşini aramaktadır. Hadji’nin macerasına, AB yetkilisi Carol dahil olur. Tüm bunların yanında, Kolia ile tanışırız. Zoraki katıldığı Rus ordusu için savaşan bu genç, daha önce hiç görmediği bir coğrafyada ölüm kalım sınavı vermek zorunda kalır. Hazanavicius senaryosunu da yazdığı bu filmle Cannes’da Altın Palmiye için yarışmıştı. Başrolde yönetmenin eşi Berenice Bejo’nun yanısıra, Annette Bening ve Maksim Emelyanov var.

BENİM KOMŞUM BİR MELEK

Altın Küre ödüllerine “En iyi komedi filmi” ve “En iyi erkek oyuncu” dallarında aday olan “Benim Komşum Bir Melek”, haftanın en komik -en azından en eğlenceli filmi. Bill Murray hayranları bir adım öne geçebilir!. Bekar anne Maggie, 12 yaşındaki oğluyla yeni taşındığı Brooklyn’de bir hastanede çalışmaya başlar. Mesaisi yoğundur; bu yüzden oğlunu, komşuları Vincent’a emanet eder. Ne büyük bir hata! Küçük Oliver, alkole, kumara, striptiz barlara ve at yarışlarına düşkün bu huysuz ihtiyarın yanında “hayat dersleri” almaya başlar.

Üstelik onun o sert mizacının ötesine dokunmayı başarır. Filmi yazıp yöneten Theodore Melfi’nin bu filmle genelde olumlu eleştiriler aldığını belirtelim. Başrollerde Murray’e Melissa McCarthy, Jaeden Lieberther, Naomi Watts ve Terrence Howard eşlik ediyor.

KÖSTEBEKGİLLER: PERİLİ ORMAN

Yine bir çocuk filmi. Malum, sömestr dönemi başladı. Harikalar diyarındaki Alice kadar olmasa da meraklı mı meraklı bir kız çocuğu var filmde. Yeni taşındıkları evinde bahçesinde bir köstebek yuvası keşfeder. Onlarla arkadaşlık kurup küçük dünyalarına atılmakta hiç vakit kaybetmez.

Küçük birilerince büyük bir ilgiyle takip edildiğini öğrendiğimiz “Köstebekler” dizisinin sinema versiyonu olan ve ‘live action’ tekniğiyle çekilen filmde animasyon karakterler ve gerçek oyuncular birarada. Başrollerde İnci Türkay ve Evrim Akın var. Yönetmen ise Mustafa Kotan.

CESUR TOM: SİHİRLİ AYNA

Sihirli bir dünyada her şey mümkündür. Fakir bir çiftçinin küçük cüsseli oğlu olabilirsiniz, ama bu sizin cesur olmanızı engellemez. Yok, bu gerçek hayatta da olabilir. O zaman şöyle söyleyelim: küçük ama cesur Tom, bir gün sihirli aynada güzeller güzeli prensesle tanışır. Onu bulabilmek için yola çıkar. Kötü kalpli bir cadı ise, kraliyet sarayına büyü yaparak prenses ve ailesinin yegane su kaynağına ulaşmasını önler.

Çaresiz kral ferman yayınlar ve bu kara büyüyü her kim bozarsa ona kraliyetin yarısını vermeyi vaat eder. Üstelik bu kahraman, güzel prensesle evlenecektir! Tom bu, lakabı gibi cesur, bir o kadar da akıllı, atılır tabii hemen maceraya. Bir masal uyarlaması olan filmin yönetmeni Ernesto Padron. Cesur Tom’u ise Keremcem seslendiriyor.


Yorumlar(0)