/ /

Central Park Dedikleri Ne Ola Ki?

31 Temmuz 2013

Editör

centralparkkapak
Tagler

Büyük şehirlerde bir kaçış noktası olarak tasarlanan temalı ya da çok amaçlı kullanıma açık parkların tarihi çok eskiye dayanıyor. Endüstri devrimiyle birlikte gelişen ilk şehircilik hareketlerinde, açık alanlar, geçici konut, hayvan barınak alanları, pazar alanı gibi fonksiyonlarla kullanıldı. Fakat dünyada büyük buhran sona erdiğinde bu alanlar değerlendirilmeye başlandı. Tanımsız açık alanlar, “insanı özgür kılan” kent hayatı içinde önemli bir fonksiyon kazandı.  Central Park bu konuda geçmişten günümüze verilebilecek en önemli örnek.

 

Geoge Orwell’in “Yeni Dünya” isimli ütopik kitabında yüceltilen Fordist üretim bir milat olarak kabul edilirse, bugünden sonraki kent planlaması ve bu planlama içinde insanın yeri köklü bir değişime uğradı. Büyük üretimler yapan büyük fabrikalar ve bu fabrikalarda çalışan insanların bir arada yaşamasını gerektiren sıkışık kentlerin gelişmesi kaçınılmazdı. 19. yüzyılın başında nüfusu 60.000 olan New York, 19. yüzyıl ortalarında 300.000 kişiye ulaştı. Bu yeni sıkışık kent formu içinde, bir yerden bir yere gitmek zaman alıcı ve masraflı bir hale geldiğinden, yeni rekreasyon aktiviteleri ve alanlarına ihtiyaç duyuldu.

 

1811 yılında New York’ta “Komisyoncu Planı” başlığı ile onaylanan imar planında, şehir için herhangi bir yeşil alan önerilmedi. Fakat kent, 19. yüzyılın ilk yarısında Manhattan Adası’nın kuzeyine doğru genişlemeye başladığında, 1853 yılında New York Valiliği arazi alımına başladı ve “Central Park Komisyonu” adlı bir komisyon kurarak, parkın imar projesi için yarışma açtı.

 

Mimar Frederick Law Olmsted, konut bölgelerinde daha önceden yaşanan büyük değişimler göz önünde bulundurulduğunda, parkın şehre bir ıssızlık hissi getireceğini düşündü. Olmsted daha sonra New York park komisyoneri olarak hizmet etti ve ülke çapında birçok parkın gelişmesini teşvik etti.

 

1858′de belediye sonunda Frederick Law Olmsted ve Calvert Vaux‘nun “Greensward” planını onayladı ve aynı yıl içinde büyük çalışma başladı.

 

Bölgeye gelecek yeni bir aktivite alanı, beraberinde pek çok şeyi de getiriyordu. Ulaşım, hizmet, altyapı, kent içinde yeni rekreasyon alanının yaşamasını sağlayacak alt sektörlerdi. Özellikle ızgara sistem bir plana sahip New York şehrinde böylesi büyük bir alanda ulaşımın iyi çözülmesi gerekiyordu. Bu amaçla planlarda, parkın güneyinden geçen bir bağlantı yolu tasarlandı. Fakat bu yol zamanla değişen planlar ve bölgenin trafik yükü nedeniyle büyük bir otoban halini aldı. Bugün Central Park New York taşıma sisteminde “kritik bir ulaşım bağlantısı”. Bu önemli bir problem. Central Park’ı 19. Yüzyılın ortalarında kuran mimar ve şehirciler, bu ulaşım bağlantısının bir otoban olmasını tasarlamadılar. Yüksek yoğunluklu konut alanlarında yaşayan kentliler için de aslında bu durumun değiştirilmesi gerekiyor.

 

Central Park ilk defa 1850′lerde Manhattan konutları için bir dinlenme noktası olarak tasarlandı. Plancılar, parkı her ne kadar daha büyük ve merkezi bir yerde, Manhattan Adası’nın tam ortasında konumlandırmak istediyseler de, orijinal planlar, Jones Woods adıyla da bilinen East River boyunca uzanan küçük bir alan için yapıldı. Aşağıdaki gravür parkın açılışından bir yıl sonra, 1860′ta nasıl olduğunu gösteriyor.

centralpark_1

Central Park, ülke için önemli havza alanında kalıyordu. 1862 yılından gösterilen ilüstrasyonda, havza milyarlarca galon suyu içinde barındırıyordu. Manhattan halkı için büyük bir temiz su kaynağı olarak hizmete açıldı, fakat kullanımı 1991′den sonra durduruldu. 1994′de yeniden isim verilen Jacqueline Kennedy Onassis Havzası, su gövdesi belki de en iyisi olarak bilinen havzadır.

centralpark_02

1870′de Central Park bütün ada çapında, New York’luların öncelikli kullandığı bir mekan haline geldi. Çoğu New York aristokrasisinin üyesi olan park sakinleri, Central Park’ın şehrin merkezindeki karmaşıklığını azaltıp, üst sınıf vatandaşlara tavırlarını gösterebilecekleri bir yer olduğunu iddia ettiler.

centralpark_04

Park’ta herhangi bir yönden baktığınızda, 60 m’den fazlasını görmek imkansız. Bakışınız mutlaka bir kaya parçası, aniden çıkan bir ağaç, Arsenal, Bandshell, Bethesda Terası, Belverede Şatosu gibi mimari bir yapı tarafından kesilir. Central Park’ta gördüğünüz herşey, hatta en merkezdeki nehir bile insan yapımıdır. Ocak 1881′de, yaklaşık 21 m uzunluğundaki bir obelisk, Metropolitan Müzesi’nn tam arkasına gelecek şekilde inşa edildi. 200 ton ağırlığındaki bu obelisk, Central Park’ın en eski el yapımı nesnesi. Obelisk, milattan önce Heliopolis’te Güneş Tapınağı için inşa edilen orijinal halini aynen koruyor.

 

1930′ların başında, dönemin getirdiği sosyo-ekonomik nedenlerden ötürü, yoksul New York’lular için klubeler parka dönüş yaptı. Büyük Depresyon zamanına liderlik yapan Hoover’ın adını alan yerleşim, artık kullanımda olmayan eski bir havzaya konuşlandı.

centralpark_03

Park, sadece konut ve dinlenme amaçlı kullanılmadı. İnsanların spor yapabileceği, festivaller düzenleyip, oyunlar sahneleyebileceği bir rekreasyon alanı olarak da kullanıldı.

 

Parkın içinde beyzbol sahaları bulunuyor. Ayrıca, eski Amerikan yerleşmelerinde, park, basketbol sahaları, koşu, yürüyüş yollarına da ev sahiplği yaptı. Uzaktan kumanda ile kontrol edilebilen minyatür botlar, parkın bir simgesi haline geldi.

 

Yılın çoğunda buzla kaplı olan Wollman Anıtsal Paten Sahası, birçok önemli tiyatro performansına sahne oldu.1961 Temmuz’unda saha, Shakespeare Festivali açılış gecesine ev sahipliği yaptı. Bu yaz, parkın Delacorte Tiyatrosu, Anne Hathaway’in başrolünde “On iki Gece” isimli oyunu oynadı.

centralpark_05

Parkı, en çekici kılan yönlerinden birisiyse, çocuklar için büyük bir hayvanat bahçesinin olması. Hayvanat bahçesi yenilendi ve 1997′de yeniden açıldı.

 

Park’ın ayrıca anıtsal bir özelliği de bulunuyor. 1980 Aralık ayında yakınlarda öldürülen John Lennon’dan sonra park, hala Beatles hayranlarının ilgisini çekiyor. Şarkıcının her ölüm yıldönümü park kalabalıklaşıyor ve değişik bir manzara ortaya çıkıyor.

centralpark_06

Christo ve karısı Jeanne-Claude’un projesi Geçitler’e ev sahipliği yaptı. 37000 m patika yolu geçitlerle kapladı. Bu çaba New York’lular tarafından desteklendi ve oldukça beğenildi

centralpark_07

Bugün Central Park, yaşanan hızlı gelişmeler sayesinde ilerlemeye devam ediyor ve şehir insanlarına kendilerinden sonraki nesillere de aktarabilecekleri sürekli miras olma niteliğini koruyor.

 

Central parkın inşası şehirlerin gelişmesi adına bir dönüm noktasıydı. Dünyadaki diğer büyük parkları düşünün: Paris’teki Lüksemburg Bahçeleri, Roma’daki Villa Borghese, Londra’daki Hyde Park, San Fransisko’daki Golden Gate Park… Hepsi Central Park paralelinde gelişti.

 

Birçok mimarlık ve şehircilik öğrencisi, Central Park’ın neredeyse harika bir sanat işi ve estetik obje, hatta New York’taki en iyi şey olduğuna inanır. Dünyada hiçbir şehir bununla kıyaslanabilecek bir mükemmelliğe ulaşmadı. Bütün şehir parkları içinde Central Park, içine girildiğinde akla ve hislere hitap edebilecek, ilham verebilecek eşsiz özelliklere sahip.

 

Farklı kullanıcı ve yaş gruplarına hitap eden, şehre ekonomik ve kültürel açıdan pek çok şey kazandıran park, bölge için önemli bir nirengi noktası. 1850′lerde Manhattan Konutları için tasarlanan Central Park, bugün dünyanın pek çok farklı bölgesinden insanları çeken küçük bir şehir.

 

Sonuç olarak bizim parkımız nasıl olacak acaba?

 


Yorumlar(0)