/ /

Clive Cussler’dan Bir İstanbul Betimlemesi

19 Temmuz 2013

Editör

cussler

Son dönemde edebiyat dünyasının Türkiye’ye ve özellikle İstanbul’a ilgisi arttı. Dan Brown’ın Cehennem’inden sonra dünyaca ünlü macera romancısı Clive Cussler da yeni romanında İstanbul’u arka fon olarak seçti.

 

hilalsafagiMuhteşem macera romancısı Clive Cussler’ın yarattığı ve romanlarındaki baş rol oyuncusu Dirk Pitt usta romancının en sevilen karakteri. Indiana Jones-MacGayver havasına sahip, James Bond türevi bir macera mıknatısı. Serinin pek çok kitabındaki gibi Hilal Şafağı’nda da Pitt, tohumları yüzyıllar öncesinden atılan bir gizemin peşine düşüyor. Kötülere karşı kah sevdiklerini kah dünyayı korumaya çalışıyor. Hikaye MS 327 yılında taşıyanların ne olduğunu bilmediği, ama yerine ulaşması için canlarını vermeye hazır olduğu değerli yüküyle Akdeniz’de giden bir Roma kadırgasında başlıyor. Sonra Birinci Dünya Savaşı’na uzanıyoruz. Gölgeler arasından gelen gizli güçlerin oyunları sonucu bir İngiliz kruvazörünün Kuzey Denizi’nde batırılışına şahit oluyoruz. Derken 2012’ye ışınlanıyoruz: Mısır’da cami bombalanıyor. Ortadoğu’yu karıştırarak dengeleri değiştirmeye çalışan bir örgütün sıradan insanların canını almakta nasıl bir an bile tereddüt etmediğini öğreniyoruz.

 

Ardından, karanlıklarda kalmış olayların ardından efsanevi kahraman Dirk Pitt’le Ege’de buluşuyoruz. Deniz mühendisi ve devlet ajanı Pitt, Yunanistan’a mı yoksa Türkiye’ye mi ait olduğunu bilemediği sularda üstün yeteneklerini kullanarak bir batık keşfediyor. Batık onu geçmişte yaşanan üç olaya bağlıyor. Dirk Pitt de kendini karısı, kızı, oğlu ve Ulusal Sualtı ve Denizcilik Kurumu NUMA’daki dostlarıyla birlikte gizemi çözmeye, kötülerin hain planlarını durdurmaya çalışırken buluyor.

 

Kötü demişken hemen parantez açmakta fayda var. Kendileri Osmanlı Hanedanı’nın son temsilcileri iki kardeş: Maria ve Özden Aktan Çelik. Kötülüklerinin nedeni kendilerine ait olduğunu düşündükleri büyük imparatorluğu yeniden kurmak istemeleri. Bunu terörle Ortadoğu’yu karıştırarak yapacaklar. Burada duralım ve olayların aksiyon oranı hayli yüksek bir seviyede geliştiğini söylemekle yetinelim.

 

Karakterlerini karikatürize etmekte de usta olan Clive Cussler’ın başarısında iyi bir araştırmacı olmasının payı büyük. Dünyanın farklı köşelerine, tarihin farklı sayfalarına giydirilmiş romanları için titiz bir araştırma süreci geçirmeyi seviyor.

 

Akdeniz’de kirlilik sonucu oluşan deniz yosunu saldırısı, başlarına geleceklerden habersiz NUMA üyelerini Akdeniz’e getirmek için gerçekçi bir bahane. Batı’da varlığını sürdüren İslam fobisinden beslenerek aşırı dinci bir tehdit formüle etmek de öyle. Dan Brown’ın samimiyetiyle takdir gören İstanbul betimlemeleri yerine klişeler bulsak da belli ki romanda bahsedilen kentlere de bizzat teşrif edilmiş. İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin otoparkı, Balıkçı Sabahattin’in kalkanıyla deniz levreği bile detaylı tarif edilmiş, o derece.

 

Ancak detaylar birleştikten sonra; el kol sallanarak bulunan, rahatlıkla girilen müzeler ve tipik Türk hapishanesi klişesi hikayeye naiflik katıyor.

 

Ancak söz konusu Cussler olunca kendinizi maceranın akışına bırakmak her şeyden kolay. Artık yavaş yavaş torun sevme yaşına gelen Pitt’i halen işin başında görmek, İsrail’de babasının izinde NUMA araştırmalarını sürdüren Dirk Pitt Jr.’ın tıpkı babası gibi işle gönül ilişkisini birbirine karıştırmasına tanık olmak, onun büyük bir keşfe imza atarak serinin sonraki romanlarında kendine sağlam bir yer edinen ikiz kız kardeşi Summer’ı yakından tanımak, Pitt’in hayatını son saniyede kurtarmasıyla meşhur çocukluk arkadaşı Al Giordino’nun espri yeteneğinden bir şey kaybetmemiş olduğunu görmek mutlu ediyor. Her zamanki gibi bu romanda da “cameo” geleneğini bozmayan Clive Cussler’la bizzat romanın sayfalarında buluşmak isteyen Dirk Pitt hayranları, Osmanlı kadırgaları, uçaklar, denizaltılar, garip makineler, gizemli süslü kutular Hilal Şafağı’na uzanabilirler.


Yorumlar(0)