/ /

Efsane olmuş en iyi aşk filmleri

23 Şubat 2015

Yeliz Gediman

Untitled-3

Filmler,  yaşanmış ya da kurgu hikayelerle duygularımıza tercüme olan sanat eserleridir. Bu filmler size romantizmi iliklerinize kadar yaşatacak…

En çok konuşulan, en çok sevilen, izlenen, ağlatan, mutlu eden ve gülümseten aşk filmlerini sizin için derledik.

İşte efsane olmuş en iyi aşk filmleri…
İşte o filmler…

ROMANTİK
Ömer ve Gökhan iki yakın arkadaştır. İkisi de ağzından tek bir kelime bile çıkmayan, dilsiz sandıkları Yasemin’i severler. Ömer istemeden bir cinayet olayına karışıp kaçmak zorunda kalır. En yakın arkadaşı olan onun mektuplarını Yasemin’e ulaştırmaz ve genç kızla beraber olur. Yıllar sonra Ömer döndüğünde ise…
Romantik böyle bir film değil. Romantik bizi şaşırtan, bambaşka bir film. Öykümüzün kahramanı bir kızla tanışır. Onun sevdiği kızla birlikte mutlu olmasını isterken, ikisini ayıran kötü adamdan nefret ederiz. İşte bu noktada sinema tarihi için tuhaf bir durum gerçekleşir: Kahramanımızın peşini bırakıp kötü adamımızın öyküsünde alışılmadık bir yolculuğa çıkarız. Ve artık kötü adam kahramanımızdır. Seyirci olarak kime inanacağımızı şaşırırız. Aklımıza takılan soru şudur. Ya hep inandığımız şey gerçek değilse?
Şaşırtıcı virajlarla ilerleyen, insanı bir şeye inandırıp, sonra ondan şüpheye düşüren Romantik, aykırı, tuhaf, beklenmedik ve bütün bildiklerimizi reddeden bir finale ulaşır. Kötü adamla iyi adamın birbirine karıştığı film bütün inançlarımızı boşa çıkarır ve şu cümle ile sona erer : “İnanç perdesi ne kadar kalınsa akıl güneşi o kadar geç doğar.”
BAŞKA DİLDE AŞK
Onur’un hayatı kürek takımından arkadaşı Vedat’ın doğum günü partisinde Zeynep’le tanışmasıyla değişir. Kalabalık ve gürültülü bir barda hiç konuşmadan geçen gecenin sonunda Zeynep, Onur’un işitme engelli olduğunu öğrenir. Ama bu durum Zeynep’i Onur’dan uzaklaştırmaz. İşiyle, ailesiyle sorunlar yaşayan Zeynep, yaşadığı çevreyi sorgularken biraz da bilmediği bir dünyanın merakıyla unuttuğu ceketini bahane ederek Onur’u görmeye gider.
Babasının annesini aldattığını öğrendikten sonra bu durumu kabullenemeyip evden ayrılan Zeynep, birçok iş değiştirdikten sonra çağrı merkezinde çalışmaya başlar ama ağır çalışma şartlarından ve karşılığında kazandığı paradan çok mutsuzdur. Bütün gün telefonda tanımadığı insanlarla konuşmak zorunda kalan Zeynep konuşmadan anlaşabildiği Onur’la huzur bulacağına inanır. Bu ilişki kendilerini ve hayatı sorgulayan Zeynep ve Onur için bir sınav olacaktır. Sessiz bir aşkın mutluluk getirebileceğine inananların hikayesi…

SİL BAŞTAN

(Eternal Sunshine of the Spotless Mind)
Birbirlerini hafızalarından silip atmak isteyen iki sevgilinin, Joel (Jim Carrey) ile Clementine’in (Kate Winslet) öyküsü…
Mütevazi bir New York dekorunda geçen bu bilimkurgu öyküsü, bir noktadan sonra Joel Barish’in hafızasının kıvrımlarına transfer oluyor. Dolayısıyla biraz karışık, tuhaf bir kurgusu var. Ama kendinizi kaptırırsanız aşkın gücünün etkisi altına girmemeniz mümkün değil.
SELVİ BOYLUM AL YAZMALIM
Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’un ‘Kırmızı Eşarp’ adlı romanından uyarlanan bu filmde, kamyon şoförü İlyas İstanbul’dan Asya’nın kaldığı köye gelir. Birbirlerine aşık olup evlenirler. Çocuklarının adını Samet koyarlar. İlyas, kamyoncu olduğu için sık sık yollara çıkar ve Asya, Samet’le yalnız kalır.
Bir gün yine yola çıkan İlyas, eve dönmez. Asya, bu acıya dayanamaz ve oğluyla birlikte yollara düşer. Yolda Cemşit adında bir adamla karşılaşır. Cemşit onlara kol kanat gerer. Birlikte yaşamaya başlarlar. Bir gün İlyas karşılarına çıkar. Asya, artık bir seçim yapmak zorundadır.

SEVEN NE YAPMAZ

Fikret (Kartal Tibet) askerden döndükten sonra ona askerlik arkadaşlarından aldığı mektupta arkadaşları bir müzik gruplarını kurduklarını ve onu beklediklerini söylerler. Büyük bir sevinçle arkadaşlarının yanına gitmek için çıktığı yolda ileride hayatının aşkı olacak kadın ile tanışır. Sancılı bir şekilde geçen ilan-ı aşk süreçlerinden sonra Fikret, bu aşka karşılık veremeyeceğini söyler ve arkadaşlarının yanına gider.
İçindeki duyguları kalbine gömmeye hazırlanırken grubun çalmak için gittikleri doğum gününün, sevdiği kızın doğum günü olduğu anlaşılır. Gelişen sevgiler, birliktelikler, ayrılıklar ve imkansızlıklar neticesinde bu iki aşığın tek bir şansı vardır. Ya güneş doğarken aynı güneşin altında iki kurşunla can verecekler ya da ayrılığa göğüs gerecekler…
İNCİR REÇELİ
Metin 30’lu yaşlarında hayatını TV’lere skeç yazarak kazanan bir adamdır. Yazdığı senaryoları reddedilen bir gün gittiği barda, hayatını tümüyle değiştiren Duygu’yla tanışır. Duygu ve Metin bir masala başlarlar ama sonu başından belli bir masaldır bu…
ISSIZ ADAM
Alper 30′lu yaşlarda, gurme sayılacak düzeyde yemek kültürü olan kendi restoranının sahibi iyi bir aşçıdır. Lüks yaşamayı seven, işinde başarılı ama özel yaşantısını her gün farklı kadınlarla birlikte olarak düzene koyamamış, hayatını; yaptığı yemekler, günübirlik ilişkiler, paralı kadınlar üçgeninde yaşayan birisi iken; Hayatının akışı, bir gün Beyoğlu’nun arka sokaklarında, aradığı eski plak için bir kitapçıya girmesiyle değişir.
Ada 20′li yaşlarının sonlarında, güzel, çocuk kostümleri tasarlayıp diken, Alper’in modern yaşamının aksine çok mütevazı, hayatta fazla inişleri çıkışları olmayan genç bir kadındır. Bir gün eski bir kitabi bulabilmek için Beyoğlu’nda dolaşırken Alper ile ayni kitapçıya girer. Çapkın bir adam olan Alper, Ada’nın güzelliğinden etkilenir ve Ada’yı takip etmeye başlar. Ada’nın aradığı kitabı bulmuştur. İlk sayfasına telefon numarasını yazar. Ada’nın işyerine kadar devam eden takip, Alper’in tanışma bahanesiyle aldığı kitabı Ada’ya vermesiyle son bulur.
Ada ve Alper’ in yaşamlarında ilk defa karşılaştıkları tutkulu aşkın ilk sinyalleri bu kitapla başlar. Alper kopamadığı özgür hayatının içerisinde Ada’ ya yer açmaya çalıştıkça, yaşamının daraldığını fark eder. Aşkı ve özgürlüğü arasında kalan Alper’in sessiz çığlıklarını duyamayan Ada, kendini aşkın rüzgârına kaptırmıştır bir kere; ve yaşam bir kere daha aşk oyununun perdelerini Ada ve Alper için açacaktır. Issız Adam, modern hayatın yalnızlaştırdığı insanları anlatan, yemekler, anneler, eski şarkılar ve aşk üzerine bir film.
BREAKFAST at TİFFANY’S
Capote’nin aynı adlı novellasından esinlenen film, Holly (Audrey Hepburn) ile apartmandaki yeni komşusu Paul’ün (George Peppard) inişli çıkışlı ilişkisini anlatıyor. Sinema tarihinin en meşhur ve şık romantik komedilerinden biri. Hem açılış bölümü hem de o meşhur yağmurlu, kedili final sahnesiyle akıllarda kalan film, duyar duymaz herkesin hatırlayacağı “Moon River” şarkısıyla da tanınıyor.
SAY ANYTHİNG
Lisenin sıradan öğrencilerinden Lloyd (John Cusack), okulun en başarılı, geleceği parlak öğrencisi Diane (Ione Skye) ile birlikte olmak ister. “Say Anything”i sıradan aşk filmlerinden ayıran yanı, öykünün gerçekçiliği, karakterlerin derinliği ve gençliğin enerjisi.
Seyrederken kendi gençlik aşklarınızı hatırlıyorsunuz. Unutulmaz sahnesini ise galiba herkes biliyor: John Cusack, portatif kasetçalarla sevgilisinin evinin önünde Peter Gabriel’in “In Your Eyes” adlı şarkısını çalar.
KARA GÖZLÜM
Balıkçılık yapan ve dedesiyle beraber yaşayan Azize balıkları satmak için şarkı söylediği bir sırada sesini ve kendisini çok beğenen bir gazino patronu ona iş teklif eder. Azize çok para kazanmak için bu işi kabul eder. Bu arada kimliğini gizleyen bir bestekar Azize’ye aşık olmuştur ve onun için şarkılar yazmaktadır.
Azize de bu şarkıları çok sever ve bu gizli aşığı aramaya başlar. Bu çok güzel şarkıların yaratıcısı Azize’nin çok yakınında olan garsondur. Aşkın şarkılarda kendini belli edebileceğini kulağımıza çalan bir film.
HARRY SALLY İLE TANIŞINCA
Harry ve Sally birlikte Chicago Üniversitesi’nde okudukları halde ancak mezuniyetten sonra aynı arabayla New York’a giderken tanışır. Yolda uzun uzun sohbet ederler ve ‘Kadın ile erkek sadece arkadaş olamaz’ kanısına varırlar. New York’a varınca ikili kendi hayatlarını yaşar ancak arada görüşüp birbirlerine olan bitenden bahsederler. Bir gün Harry eşinden, Sally de sevgilisinden ayrılır ve karşılaştıklarında, aralarında iyi bir dostluk başlar. İkili artık birbirine aşık olmamak için büyük çabalar sarf edecektir.

MESAJINIZ VAR

(You’ve Got Mail)
Nora Ephron. 1940 yapımı “The Shop Around the Corner” adlı klasiğin serbest bir uyarlaması. Küçük ve şirin bir kitapçı dükkânı işleten Kathleen (Meg Ryan), büyük bir kitap zincirinin mahalledeki yeni mağazasını açmaya hazırlanan Joe’dan (Tom Hanks) nefret eder. Joe’nun uzun süredir internetten yazıştığı kişi olduğunun farkında değildir. Birbirlerini tanıdıklarını bilmeden yazışmayı sürdürürler…
New York’taki gündelik hayatı, mevsimlerin geçişini sıcak bir üslupla anlatan, seyri keyifli bir romantik komedi.
AMELİE

Hayata karşı olumlu yaklaşımı ile mutsuzluğa, depresyona ve kederli çocukluğuna meydan okuyan Amelie’nin (Audrey Tautou) hikâyesi. Sevmesini, dokunmasını bilmeyen bir baba ve intihar etmiş bir annenin çocuğu olan Amelie, başkalarını mutlu etmenin kendisine iyi geldiğini keşfeder ve hayatı değişir.
Bir gün insanların istemeyip çöpe attığı fotoğrafları toplayan Nino (Mathieu Kassovitz) ile tanışır ve onda aşkı bulur. Defalarca seyretmek isteyeceğiniz, müzikleri ve görüntüleriyle size kendinizi hep iyi hissettirecek bir film.

50 İLK ÖPÜCÜK (2004) – 50 First Dates

Sürekli hafıza kaybı yaşayan bir kızı sürekli kendine aşık etmeye çalışan bir adamın hikayesi.

CESARETİN VAR MI AŞKA? (2003) – Jeux d’enfants

İki çocukluk arkadaşının yıllarca süren bir oyunu ve aşklarını konu alan güzel bir film.

NOT: SENİ SEVİYORUM (2007) – P.S. I Love You

Ölümcül bir hastalığa yakalanan ve ölmeden önce karısına ölümünden sonra yaşayacağı sıkıntılı günler için sürprizler hazırlayan bir adamla onu çok seven bir kadının hikâyesi.

HIRÇIN SEVGİLİM (2001) – My Sassy Girl

Güney Kore 2001 yapımı olan film ilk bakışta aşk ilmi olarak gözükse de aslında kader olgusu üzerine de aynı ölçüde vurgu yapmaktadır. Tesadüfler sonucu yaşanan bir aşk hikayesi. Kolejde okumakta olan Kyun-Woo, okuldan çıkıp eve döndüğü sıradan bir gün yaşamaktadır. Metroda sarhoş bir kız vardır. Kyun onu önce metro istasyonunun köşesinden raylara düşmeden kurtarır. Kız ayakta durmakta epey zorlanmaktadır. Genç adam kızı metroya oturtsa da ondan kurtulamaz. Kız iyice baygın hale gelir. Yolcular şaşkındır ve Kyun’un ilgisizliğinden dolayı da kızmaya başlarlar. Metroya binmeden önce onunla konuşmaya çalıştığı için herkes onu sevgilisi zannetmiştir. Yolcuların suçlu gözlerle baktığı genç adam mecburen sorumluluk alır ve kızı taşıyarak bir otele götürmek zorunda kalır…

İLK AŞK (2010) – Flipped

Birbirlerine komşu olan iki çocuğun birbirlerine olan aşkını ve yıllar geçtikçe yaşananları anlatan hoş bir film.

Bryce ve Julie ikinci sınıfta tanışmıştır. Küçük Juli, Bryce´ın hayatına girmesi ile ilk aşkını da tatmış olur. Ancak durum Bryce için aynı değildir. Kızlardan korkan, utangaç ve sıkılgan Bryce, her ne kadar Juli´yi kaybetmek istemese de, kızın ısrarı ve ‘hayır’ cevabını kabul etmemesi canını sıkmaktadır. Aradan geçen altı yıl boyunca Juli ve Bryce için işler daha da zorlaşır. Karşı evlerde oturan ve aynı okula devam eden Julie ve Bryce artık ergenlik çağına girmişlerdir. Zaman zaman birbirlerinden uzaklaşsalar da, aralarında hala bir bağ vardır.

HAYALET (1990) – Ghost

Sam ve Molly birbirlerine delicesine aşık bir çift. Yeni bir apartmana taşınan çift, yolda serseriler tarafından saldırıya uğruyor ve Sam kavga sırasında öldürülüyor. Ancak Sam bir hayalet olarak yaşamayı sürdürüyor ve sevgilisini tehlikelerden uzak tutmak ve kendi ölümünü planlayanları bulmak için işin inceliklerini öğrenmeye başlıyor. Bu arada insanlarla bir falcı aracılığıyla iletişim kurmayı başaran Sam, adım adım ‘öteki dünyaya’ ilerlerken Molly’e daha çok aşık olmaktan kendisini alamıyor.

TİTANİK (1997) – Titanic

Dünyanın hatırlamak istemediği türden felaketlerden olan ‘Titanik faciası’, dev prodüksiyonların yönetmeni James Cameron tarafından çekilen görkemli bir film.

Teknolojinin son sürat ilerlediği bir dönemde, insanlar üstesinden gelemeyecekleri hiç bir sorun olamayacağına inanmaya başlamışlardır. ‘Titanic’ adlı dev transatlantik ise, insanlığın doğaya karşı gövde gösterisi gibidir. Bu ‘Düşler Gemisi’ nin yolcuları arasında Avrupa`da birkaç yıl geçirdikten sonra Amerika’ya dönmekte olan, Jack adlı genç bir ressam ile nişanlısı ve annesiyle Philadelphia`ya giden Rose adlı genç bir kız da vardır. İki genç, şans eseri tanışacak, aralarındaki sınıf farkına aldırmaksızın birbirlerine yakınlaşacaktır. Bu arada doğa insanoğlunun günden güne artan kibirine bir nokta koymayı planlamaktadır. Yola çıkılmasından dört buçuk gün sonra, 10 Nisan 1912′de, Titanic iki saat kırk dakika süren ve sulara gömülmesiyle son bulan, hazin olayların başlamasına neden olacak buz dağına çarpacaktır.

James Cameron’un, seyirciye bir zaman makinesiyle yolculuk ettiği hissini uyandırırcasına gerçeğe yakın filmi ‘Titanic’ tam 14 dalda Oscar adayı olarak ‘En İyi Film’ dahil 11 ödülü kazanmıştı.

NOT DEFTERİ (2004) – The Notebook

Sararmış bir not defterinden anlatılan ve yıllar önceden kopup gelen bir aşk hikayesi. 40lı yıllarda ABD, Kuzey Karolaynadaki sahil kasabası Seabrooka genç bir kız gelir. Ailesiyle geçireceği sakin bir yazı hayal eden Allie bir karnavalda tanıştığı Noahla yakınlaşır. Noah kızı gördüğü anda hayatını birleştirmesi gereken insan olduğunu anlar. Genç kız zengin bir ailen geldiği ve delikanlı da değirmende çalışan bir işçi olduğu halde geleceği hiç düşünmeden rüya gibi bir yaz geçirirler ve iyice aşık olurlar. II. Dünya Savaşının kızıştığı bir dönemde hayat, aşıkları ayırıverir. Sevdiği kızı aklından hiç çıkarmamış olan Noah savaştan döner. Oysa Allie gönüllü olarak çalıştığı bir askeri hastanede tanıştığı Lon ile evlenmek üzeredir.


Yorumlar(0)