/ /

Ekranlarımız Parayla Bozdu

05 Mayıs 2013

Necef Uğurlu

canlı para

Durumu kayda geçiriyoruz..

 

Paranın Takibinde, Paranın İzinde, Paranın Peşinde, Paranın Gölgesinde, Para Dedektifi diye bile program var ekranlarda.

 

İnsaf yahu, biz seyirciler de sonuçta birer insanız ve değerlerimiz var, niye parayla bozmamızı istiyorsunuz.

 

Sıkı Para, Gevşek Para.

 

Para geldi, haydaa bir sevinç, bir sevinç….

 

Para kaçtı haydaaa ne olacak şimdi battık mı?

 

Halbuki para gelir, ortak olur hatta sen de korsun para bazen gelenden fazla, ama bir düğmeye basarlar hooop gider para dediğin dünyanın bir ucuna, paranın siyasetle iç içe globally yours durumlarını bilmeyen mi kaldı?

 

Ama yeter artık, ekranlarda para programlarından midemiz bulandı, saymakla bitmiyorlar.
“Ekonomi Kanal”ı olmayana artık kız verilmez hale geldi.

 

Bu kadar da olmaz ki. Parayı bu kadar sevimsiz hale getiren yayıncılık anlayışının kapitale ne faydası var onu da anlamak mümkün değil.

 

Para programları cirit atarken, ekran ahalisinin ruhunu arındıran programlar kaç tane ?

 

Ne oldu Gürkan Hacır’ın “Şimdiki Zaman” ına,  Enver Aysever’in “Zamana Karşı” programına? Birini kaldırdılar öbürünü koydular, sonra tekrar eskisi başladı, daha sonra o da kalktı. Derken bir baktık hepsi kalkmış.
Halbuki ikisi de devam edebilirdi, çok mu büyük prodüksiyonlardı, çok mu para gidiyordu!

 

Nitelikli programlar hiç yok değil mesela “Meksika Sınırı” geleneğiyle başlayan türevleri, hele “Kaçış Plan”ını seyretmeyen gelin almam şahsen.
“Para Programları” karşısında yenik değiller ama sayıları yeterli değil ve yeterince ulaşamıyorlar halka.

 

Kapitalizmin insanlığın hassas değerlerini yerle bir ettiği, kendisine karşı olan her şeyi yok ettiği kutsal sayılan ne varsa çürüttüğü söylenir, bu tehlikeyi dengeleyecek hangi programlar var ekranlarda?

 

TRT Okul’da Yapımcılığını Hasan Çakır’ın, yönetmenliğini Müjdat Koçer’in yaptığı “Ne Diyoruz, Ne Anlıyoruz” adlı program türünün baş yapıtı, Prof. Cengiz Güleç,  Prof. Ahmet İnam,  Mehmet Ali Kılıçbay afazi hastası topluma şifa dağıtıyorlar resmen.
TRT bu programla kamu görevini göz kamaştırıcı biçimde yapıyor bu işin bir yanı.

 

Parayla bozmuş medya kanallarından kaçı bu programa veya programda yer alanlara transfer teklifi yaptı acaba? Serbest piyasa ekonomisinin erdemi rekabetse, iyi olanın peşine düşmekse, ya da daha iyisini yapmaksa daha açıkçası;

 

Bir şeyi anlama, kavrama (havsala) yeteneğini geliştiren bu pek kıymetli ve nadir bulunan insanların medya piyasasında ki değerleri nedir acaba çok merak ediyorum.

 

Merakım medyada insan değerlerinin ölçümü değil elbette, kimin ne haddine ama bir Kıvanç Tatlıtuğ’a kaç Ahmet İnam ediyor değer yargıları , bir Kenan İmirzalıoğlu’na kaç Ersin Kalaycıoğlu …………….

 

Merakımı kayda geçiriyorum.

 

Onları; ne anlattığı belli olmayan, hukuku, aşkı yerle bir eden, ya da intikam peşinde sığ hikayelerde dudak uçuklatan bütçelerle yer alanlarla mukayese gafletine düşmüyorum ama ülkeyi moronlaştırma projesinde yer alan vasat altını zenginleştirme ve prodüksiyon insanlar yaratma sürecini kayda geçiriyorum.

 

Her biri kendi programını sürükleyecek, çağlayacak ve hafsalamızı genişletecek adamlar ekranlarda nerede ?

 

Onlar zaman zaman hoşumuza gitmeyen şeyler söyleseler de bize en lazım beyinler, yangında, selde ilk kurtarılacak insan değerlerimiz, yatırımlarımız.

 

Yeni nesiller onları tanımalı, dinlemeli.

 

Orhan Koloğlu, Murat Çulcu, Suat Parlar , Oktay Taftalı, Ahmet İnam, Mehmet Ali Kılıçbay, Zafer Toprak, Ersin Kalaycıoğlu , Dücane Cündioğlu ilk aklıma gelen isimler, daha nice kıymetler var, elinizde kumandanız zaplarken her gece mutlaka ekranlarda birine rastlamak toplumsal sağlığa faydalı olacaktır.

 

Tam bu sırada Türkiye Dergisi yeni sayısı geldi, alelacele Nuri Sağlam’ın Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Sahnenin Dışındakiler” eseriyle ilgili yazdıklarını okudum, alın size haftalar boyu sürecek ve bizi arındıracak bir tartışma konusu, hem de güncel mi güncel.

 

Mustafa Çalık, dergi okurlarına mektubunda yazdığına göre Çalık köyüne çekilmiş “kom” inşaatına kendisini vermişken “Türkiye Günlüğü” ihmal edilmemiş, sahi acaba “Türkiye Günlüğü” neden başlı başına bir televizyon programı olmaz.

 

Çalık’ın entellektüel öfkesine, gazabına hasret kaldık, siyaseti bu hasletleri yanında zaten geçmişin gölgesi kalıyor.

 

Derginin bu sayısındaki içeriğinin her bir başlığı uzun haftalar sürecek televizyon programlarına ilham olur.
Musa Duman’dan Kemal Derviş’e Murat Yılmaz’dan Şeref Ünal’a , İhsan Fazlıoğlu, Fatih Şeker Süleyman Hayri Bolayır , İlknur Türe, Gültekin Yıldız’a ülkemizin değerli düşün insanları yazılarıyla Türkiye’nin Günlüğünü tutuyorlar.

 

Oysa biz biçare televizyon izleyicileri; nereye zaplarsak zaplayalım aynı insanlara rastlıyoruz, bu fena çok fena.

 

Ekranlardaki Nöbetçi Entellektüel taifesi sıkıntı veriyor artık.

 

Dizilerin kadroları gibi onlarda değişmiyorlar , bir hafta arayla eski kadro yeni dizi karşımızdalar.

 

Alternatif izlence olarak sunulanlar bir iki istisna dışında, yaratık diziler, yarışmalar.

 

Yarışmalarda hakim felsefe yarışmacının hikayesi olması, hepsinin her insan gibi hikayesi var ama şarkısı, marifeti, yeteneği için aynı şeyi söyleyemeyeceğiz.

 

Bize ekranlardan devamlı sunulan AVM’li, paralı, konaklı, rezidanslı, ultra daireli, akıllı apartmanlı, sabun köpüğü dizili bir yaşam.

 

Sonra medya düzenin oyun kurucuları “toplumsal hassasiyetler” den bahsediyorlar.

 

Toplumsal hassasiyetiniz sadece İmralı, Bayrak, Kürt meselesiyle mi sınırlı Allah Aşkına?

 

Medya düzeninde gücü kullananlar sanki ellerine araba anahtarı verilmiş, cepleri parayla doldurulmuş daha öncede kafayı çekmiş çocuk gibiler.

 

Ne zaman nereye çarpacakları belli değil, kendi hayatlarını düşünmüyorlar, çarpacaklarını mı düşünecekler…

 

 


Yorumlar(0)