/ /

Heybeli Kızlar ve Lizbon’a Gece Treni

05 Kasım 2013

Necef Uğurlu

gece-treni-necef-uğurlu

Heybelerimiz vardı.

İçine öteberilerimizi koyduğumuz kilim veya halıdan yapılmış çanta niyetine kullandığımız torbalar.
Marka çantalar yerine onları kullanmak şıklık, modaydı.
Rengarenk çeşitli boyda el dokuması heybeler kışlık çantalarımızdı.
Şimdi pek moda olan ‘cross çanta’ modasının öncüleriydik.
İsteyen omzuna da takardı.

Okul için kullandıklarımız daha büyük heybelerdi, kitaplarımız , defterlerimiz ve kalemlerimiz sığardı.
Gezmeye giderken kullandıklarımız daha küçüktü, cüzdan, kolonya, mendil, fırça, yasaklanmamış ufak tefek makyaj malzemeleri , açık renk ruj, allık, hepsi bu makyaj malzemesi dediysem , ağırı hoş karşılanmazdı , teşvik edilmez hatta makyajın marifetlisinin kusurları örten ama belli olmayanı olduğu öğretilirdi .

60, 70 lerin heybeli kızlarıydık.

Yük taşımayı o günlerde öğrendik , İstanbulun ortasında heybelerimizle yürürken Anadolu kadınının görünmez elleri bizi okşar, yükümüzü hafifletirdi.
Moda ne Prada, Louis Vuitton, ne o marka bu marka çantalardı , moda bizim heybelerimizdi .
Heybelerimizle gururlanırdık , muhtemelen bizim yaşımızda bir Anadolu kızının okula gitmek yerine çeyiz, ekmek parası derdine dokuduğu o kesik halılar, kilimler , minderlerden heybeler sıradan çantalar değillerdi , bir köprüydü heybeler okuyan ve okumasına imkan verilmeyen kız çocukları arasında.

Tess of Dubervilles kitabını aramızda okumayan yoktu , Joseph Condrad’ın Nostromo , Tuan Jim kitaplarını okurken kimimiz söylenirdi , ama Chaucer’ı okuduğumuz gibi sıkıla mıkıla okurduk ve elbette Reşat Nuri , Orhan Kemal, Refik Halit, Kemal Tahir okumamak ayıptı , okumayanların ‘Özetlesene’ taleplerini kafalarına vura vura yerine getirsekte en heyecanlı yerinde bırakıp kitabın bir kısmını okumalarını sağlardık, geride kimseyi bırakmazdık , kimseyi satmazdık bu yolda yürümekten yorulanların koluna girer devam ederdik, biz heybeli kızlardık İstanbul’da .

O Anadolu kadınlarının omzumuza taktığı heybelere neler sığdırdık.
Heybeler liseye giderken bazen öyle ağırlaşırlardı ki, Bağlarbaşı Kız talebe tramvayının dışardan kenarlarına takılan yeni açılmış Bağlarbaşında ki İlahiyat fakültesi öğrencisi genç oğlan çocuklar Bağlarbaşı Meydanından okula giden tarla boyunca heybelerimizi taşırlardı. Onlarda bizler gibi son durakta inerlerdi .
Kadıköyden tramvayın dışına İlahiyatçılarla birlikte takılan Haydarpaşa Liseliler daha önce okullarının önünde inerlerdi.

Kız Tramvayı Kız Tramvayıydı da, vatman, biletçi ‘Amca’ diye hitap ettiğimiz iyi insanlardı, hödük değillerdi, takılan oğlan çocuklarını idare ederlerdi, emanet kız çocuklarının nasılsa başlarındaydılar ve kar, tipi yağmurlu kış günlerinde tramvayın arkasındaki sahanlığa oğlanların saklanmalarına göz yumulurdu.

Biz Heybeli kızlar üniversite yıllarıda dahil olmak üzere o heybelere ;
ders , şiir kitaplarımızı, romanları, İstanbul’u, Anadolu’yu , ülkeyi, dünyayı hayallerimizi sığdırdık.

O heybelere Yeni Harman , Hisar, Maltepe Sigaraları da sığdı, hatıra defterleri, Engin Arman’dan birbirimize yolladığımız istek parçaları ,Selim İleri’nin (sonra çok dostum oldu ) kitaplarını imzalarken o mahçup tavrıyla ‘isminiz’ diye sorduğu imza günlerini de sığdırdık.
Heybelere imzalı kitaplar , Cem Karaca, Mavi Işıklar, Durul Gence, konserleri de sığdı.
Heybelere Cemil İpekçi’nin Sümerbank pazenlerinden diktiği , yandan cepli büzgülü eteklerimizi altına giydiğimiz kalın çoraplarımızıda sığdırdık.
Üniversitedeki çatışmalar, dayaklar, frukolar Can Yücel’in 72 Yazı şiiri, Ortadoğu direnişleri, Taksim Olayları, Kanlı Pazarlar, işkenceler, idamlar heybelerimizi bir bir doldurdu.
Yük ağırlaştıkça ağırlaştı , ne omuzmuş bizdeki , bir iki sallandık, düştük kalktık devam ettik.
Biz o heybelere geleceğimizi, umutlarımızı, doğrularımızı sığdırdık.
Heybeli Kızlar şimdi 60 yaşın üzerindeler.
Nerede başı dik kadın görsem mutlaka onun heybeli kızlardan olduğunu düşünürüm.
Fenerbahçe Kongresinde konuşması ayakta alkışlanan kadının da heybesi vardı mutlaka, o yürekli sözler heybeli kızlardan çıkar.

Dün gece İsviçre’nin Bern şehrinin garından Lizbon’a giden gece trenine bindim.
Omzumda heybem vardı.
Amadeo Prado’nun bir kitabının içindekilerin peşine düşen İsviçreli bir dil bilimci olan Prof. Gregorius’la Lizbon’a hareket ettik.
Diktatör Salazar döneminde direnenlerin acı öykülerini öğrenmeye.
Portekizli devrimciler konuşkan değiller, hele geçmişleriyle ilgili acındırmaktan hoşlanmıyorlar.
Doktor – şair Prado’nun mezar taşında ‘ diktatörlük gerçekleştiği zaman devrim görevdir’ yazısını okuduk. İşkenceci Mendez’in cenazesinde neden kimsenin ağlamadığını o zaman anlamadığını anlatan dedesinin yaptıklarından intahara teşebbüs edecek kadar utanç içinde olan Mendezin torunuyla tanıştık.
Ve sonra Salazar’a karşı devrimi gerçekleştiren devrimcilere yardım eden isimleri kağıtlara teslim edilemiyecek kadar gizli tutulmuş ordu içindeki 200 subayın kimler olduğunu hafızasında, ezberinde tutan Estafania’yı gördük.

Dün gece Bern’den gece treniyle Lizbon’a gittim.

Sabaha karşı geri döndüm.

Toplam 90 dakikada kaç yıl geri gittim, sonra döndüm bilemiyorum.

Bildiğim ; Heybemde hala hayallerim duruyor , buna şükrettim.

‘Night Train To Lizbon’ Pascal Mercier’in best seller romanını Bille August film eylemiş.
Jeremy Irons oynuyor .

Heybesinde hayalleri hala duran kadınlara tavsiye ederim.

Hele benim gibi bazen bir geceye ömür sığdıran uykusuz gecelere, dualarla dost olanlara.

Televizyonların erkenci sabah habercileri sirk sunucuları gibi sıçraya, bağıra interaktif olmaya ve koro halinde şirinlik yapmaya hatta kahraman olmaya çalışırlarken bir sabah treni olsa da gitsem buralardan diye aklımdan geçirmedim değil.
‘İnsan sesleri uykumuzdan uyandırır ve boğuluruz ‘ , heybemde bir de T. S Elliot’un Love Song Of J. Alfred Prufrock şiirinden bu mısra kalmış, taa diplerde. Ecevit şiirlerini çevirirdi, sahi şiirleri dilimize kazandıran ve kendi şiirleri başka dillere kazandırılacak kadar güzel şiirler yazan bir başbakanımız vardı.

Sonra Sayın Kılıçdaroğlu’nun seslenişini duydum televizyondan , kadınlara sesleniyordu, heybeleri dokuyan ya da gururla omzuna asan , yük taşıyan kadınlara.

Gitmekten vaz geçtim şimdi bırakıp gitmek yakışmaz heybeli kızlara.

Sevgiyle
[email protected]


Yorumlar(0)