/ /

Merhaba İstanbul

24 Haziran 2013

Editör

istanbul-siluyet

“İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı” demiş ya Orhan Veli… İşte öyle, dinleyebilir insan İstanbul’u… Bağlasan gözlerini ve dolaşsan tüm dünyayı ve getirip bıraksan sonra yavaşça orta yerine, “Ah İstanbul’daydım!” der hemen; görmeden, sırf dinleyerek. Çünkü farklıdır sesleri İstanbul’un tüm şehirlerden. kokusu renkleriyle…

 

Kokusundan da bilirsin İstanbul’u. Sonra renklerinden de tanırsın, açınca gözlerini. Karışıktır, bulanıktır, üst üstedir, iç içedir, canlıdır. Çok renkli bir ebru gibidir İstanbul. Ya da zıt renklerin inanılmaz uyumu…

 

İstanbulluysan eğer, hiçbir şehir tutmaz yerini bilirsin. Dünya bir yana, İstanbul bir yanadır. İnsanı kara sevdalara düşüren, deli dolu bir sevgili gibidir o… Hani baş edemezsin, zapt edemezsin… Kimi zaman kızar, bir türlü anlayamaz, ama yine de vazgeçemezsin…

 

Dillere destan kültür mozaiği buradadır… İstanbul’un toprağı ustalıkla yoğurmuştur her birini. Görmesini bilen göz için, orkidelerle güllerin, leylaklarla mimozaların, papatyalarla kır çiçeklerinin ve yabani otların bir arada derlendiği, koca bir çiçek demetidir, İstanbul…

 

Benzemez bir yanı bir yanına, bir günü gününe bu tezatlar şehrinin. Hangi köşesinde yaşasa insan diğer köşeler yabancıdır… “Ben karşının arabasıyım!” deyiverir taksici. Eh, deniz geçiyor ya aradan…

 

Ve o deniz… Bir yanı hareketli bir liman; kalabalık, boz bulanık… Bir yanını gökyüzünden ulu ağaçlar ayırmış… Bir yanıysa uçsuz bucaksız görünür. O deniz, maviyle yeşilin en güzel uyumudur. Ve onun ufkunda yaşanır dünyanın en muhteşem gün batımları. Kimi yerinde görkemli minareler deler kıpkızıl gökyüzünü, kimi yerinde çam dalları, ya da dümdüz dalar güneş sulara. birleşir deniz ve gök…

 


Yorumlar(0)