/ /

Tahinli Çörek

04 Eylül 2013

Burak Selim Şenyurt

corek

Sevgili Annem böyle deli dolu olacağımı bilse bana Burak ismini vermeyeceğini pek çok fırsatta söyler. Biraz esprili ifade etse de, bir anda kızaran dolgun yanakları altında kalan ince dudakların bıraktığı muzur tebessümün altında yatan gerçek ortadadır. Belki de bu durum bütün Burak’ lara özgüdür. Tüm Burak’ lar da bir tel eksik olabilir mi?

 

 

Hayatım boyunca tanıdığım pek çok Burak oldu aslında. Onlardan birisi ile Lise yıllarında aynı sırayı paylaştım. Annem için bu durum eminim ki saç baş yoldurucuydu. Kafada bir teli eksik bir Burak yerine birer telleri eksik iki Burağın yan yana oturması ve bunu okulun her lanet günü yapmaları.

 

İşte o günlerden birisi daha…

 

Ocak aynın ortaları ve İstanbul’ un en güzide mahallelerinden birisi olan Koşuyolu beldesinde soğuk hava sokakların tek hakimi. Sabahın erken saatinde sobalı evimizin o dondurucu ve henüz ısınmamış odalarında uyanmak çoğu zaman olduğu gibi o günde içimden gelmemişti.

 

 

Kuş tüyünden şişmiş beyaz renkli koca yorgan içinde kıvrılmış bir şekilde uyuyan çelimsiz ergen ben, tüm hayatı boyunca olduğu gibi yine uyanmakta zorlanıyordum. Odanın ahşap malzemeden yapılmış beyaz kapısının eskiliği nedeniyle her tutuluşunda gürültü kopartan metal kapı kolu o sabahta itinalı bir şekilde açılıyordu. Ağır adımlarla yaklaşan ise rahmetli Hayati Şenyurt’ tan başkası değildi.

 

Lise yıllarındaki uykum ağırlığı nedeniyle çok meşhurdu. Sabahları Jules Verne’ in denizlerin yirmibin fersah altında giden denizaltısı gibi okyanusun derinliklerinde bir yerde olurdum hep. Pek tabi denizin üstündeki gemiden bana seslenen uyandırma servisinin sesi de epey geç gelirdi. Ancak rahmetli babam yaratıcı fikirlerin ustasıydı. Pek çok sabah beni şimdiki gençlere oldukça garip gelecek bir cihazla uyandırırdı.

 

Bu, keskin köşeleri olan, plastikten camından içindeki kaseti görünen, üstünde oynatma, durdurma, ileri sarma gibi tuşları barındıran ama geri sarma tuşu olmayan ve ince bir kablo ile telden sünger kaplamalı kulaklılara bağlanan bir kutuydu.

 

 

Çoğunlukla geceleri rahat uyumak için müzik dinlediğim yıllardı(Tarih tekerrürden ibaret olsa gerek şimdi de yazılım geliştirirken bilgisayardan müzik dinliyorum) Kimi zaman Queen’ in kimi zaman Bon Jovi’ nin melodilerine kapılır hayali konserlerinin sahne önünde tempo tutardım. Çok doğal olarak uykuya dalınacak olan dakikalar bu garip cihazın yatağın hemen baş ucunda duran yeşil kaplamalı ve ağır çalışma masasına bırakıldığı anlar olurdu. İşte o sabah bu dikdörtgen müzik kutusu, çeşitli fiziki dürtmelere cevap vermeyen benim için esprili bir çözüm olmuştu. (Hatırladığım kadarı ile o sabah AC/DC kıvamında sert bir melodi ile irkilerek uyanmıştım)

 

 

O sabahta her zamanki gibi okula gidileceği ve bir dizi standart işlemin yapılacağı belliydi aslında. Yataktan kalk, lavaboya gitmek üzere koridora doğru yönel. Koridorun ortasnda dur. Yere yat ve hızlı bir şekilde yirmi beş şınav çek. Lavabo da kişisel bakımını yap. Giyin. Bardaktaki yumurta aklarını iç ve okulun yolunu tut.

 

 

Okulum evimize yürüyüş mesafesindeydi. En fazla yirmi dakika içerisinde ulaşıyordum. Kimi zaman yolda bana katılan veya bir kaç metre arkamdan bağırarak koştura koştura yetişen sınıf arkadaşlarım olurdu. Sol göğüs cebinde okulun logosunu barındıran lacivert ceket, gri pantaolon, açık mavi gömlek ve yine lacivert kravat’ tan oluşan takım elbiseli ergenler ordusu gibi yürüdüğümüz zamanladı. Ceketlerimizin üstüne giydiğimiz kalın montlar pek çok sabah üşümemizi engellemezdi.

 

 

altAnwiGqBqPN_mEZZY4FpDmAPYipsz5gnR6veO3RwhwYw2_jpg

 

 

Okula vardığımda günün anlam ve önemine göre farklı farklı psikolojilere bürünen arkadaşlarımla, benzer veya zıt psikolojide takılan ben selamlaşır ve dersin başlamasını beklemek üzere sırama geçerdim. Sıra arkadaşım Burak(anneme göre bir teli eksik olan diğer bir Burak) ile aramız iyiydi.

 

Koyu Galatasaray taraftarı olan, ense saç uzunluğu genelde bir numarayı geçmeyen, geçtiğinde rahatsızlık duyan, yeşil gözlü beyaz tenli bir çocuktu. İnanılmaz derecede dayanıklı vücudu soğuk kış günlerinde okula ceketle gelip gitmesine mani olmazdı. Lisanslı gülle atıcılardan dı ama bedensel olarak gayet fitti. (Klasik müzik konusunda engin bilgisi olan, her tür Tiyatro aktivitesini bilen bu adamın yıllar içerisinde muazzam bir DVD ve CD arşivi olacaktı)

 

 

Sevgili Burak halen görüştüğüm ve an itibariyle yirmi üç senedir tanıdığım bir arkadaşım. Saçları hala çok kısa. Sıfır numaranın biraz altı diyebilirim. Halen daha disiplinli ve bir makine düzeninde yaşamakta. Sabah beşte kalkış, spor, kahvaltı ve ardından iş. İşiyle evli olan bir adam.

 

 

 

Burak ile o yıllarda yaptığımız pek çok şey vardı. Her şeyden önce akşamları bir saati bulan telefon konuşmalarımız olurdu. Sanki okulda gün boyu yaptığımız muhabbet yetmezmiş gibi, o yılların meşhur çevirmeli ve kablolu fildişi renkli telefonlarında uzun uzun konuşurduk. Kulak terlemesi ile sanırım ilk olarak o yıllarda tanışmıştım. Zaman zaman da bir birimizin evlerini ziyaret eder ve çeşitli konularda fikir alış verişinde bulunurduk. Çeşitli konular genellikle ve özellikle okulun en güzel kızları hakkında olurdu tabi. E iki tel eksik olunca malum sonuç.

 

bgurkan

Çocukluk yıllarındaki bu bakışlar ve ciddiyet halen daha mevcut.

Rahmetli babamın beni AC/DC ile uyandırdığı o gün okuldan eve döndükten sonra üstümü değiştirmiş ve mahallenin Kadıköy otobüsüne(14-C) binerek yola koyulmuştum. Oldukça kalın giyindiğim günlerden birisiydi. Üstümde Annemin ilerleyen yıllarda büyüyeceğimi düşünerekten aldığı ama bol olduğu her halinden belli gri kaban vardı. Kaban o kadar büyüktü ki sonraki sene cüssece benden epeyce geniş olan Dayım’ın üstüne tam oturmuştu.

 

 

Otobüs Kadıköy’ e vardıktan sonra iskelenin önünden bana tarif edildiği gibi Moda istikametine doğru yürümeye başladım. Günün hangi vakti olursa olsun oldukça sessiz olan bir sokağa benziyordu. Yürümesi huzurluydu. Parke taşlı yolun sağ tarafına sırayla park etmiş arabalar vardı. Solda yanmış ve bu nedenle yıkık dökük eski bir ahşap evin önünden ağır ağır ilerledim. Giriş katının hemen yanında kahvehane olan bir apartmana vardım. Zili çaldım ve karşıdan “Kim O?” sesinin yükselmesinin ardından “ben Selim” diyerek cevap verirdim.

 

Bir dakika, Selim mi? Ortaokul ve Lise döneminde her nedense bana Selim diye seslenirlerdi. Yani ikinci ismimle. Ancak bu bile Burak adının karizması ile orantılı eksik teli tamir etmeye yeterli olmamış ve arkadaşlarım bana bir de adaşım tarafından layık görülen Murdock lakabı ile hitap etmeye başlamıştı. Murdock o zamanların efsane dizilerinden olan A Takımındaki deli helikopter pilotunun takma adıydı. Son derece normal vatandaş olan ben her nedense ona benzetilirdim.

 

 

Megafon’dan gelen sese cevap verdikten sonra kapı otomatiği çalıştı ve içeri girdim. İlk kata çıktım ve açık kapıda bekleyen aile fertlerinden birisi ile karşılaştım. O gün zayıf hafızam beni yanıltmıyorsa sevgili Burak tarafından karşılanmıştım. Sonrasında uzun yıllar boyunca oraya gitmeye başladım. Her gittiğimde beni kiminkarşılayacağını heyecanla beklerdim. Özen Teyze beni çoğunlukla “Ooooo Paşam! Hoş geldin” diyerek sıcak bir tebessümle karşılardı. Burcu ablam “Murdock!…Hoş geldin” derken, Ertan amca ile karşılaştığımda hep “Evlat!…Hoş geldin” sözlerini duyardım. Her birinin benim için ayrı değeri olan bu insanların bana hitap edereken yürek dolusu misafirperliklerini sunmalarından pek memnun olurdum.

 

 

Ne var ki o evin o ilk gittiğim gün beni etkiyelen başka bir yanı vardı. Apartman boşluğuna bakan penceresi olan küçük ama bir o kadar sıcak mutfağının masası üzerine konulmuş lezzetli Tahinli Çörek. Hakiki sütten yapılmış nefis kokan bir kahvenin yanında servis edilmişti. Sanırım ilk kez yemiştim. Sonradan ikram edilen meyve salatası bir kenara dursun o soğuk kış gününde yediğim tahinli çöreğin ağzımda bıraktığı tad bam başkaydı. Çünkü kadim olacağı kesin bir dostumla birlikte yediğim lokmalardı. Çünkü sımsıcak misafirperverlikleri ile birlikte hatırlanan aile fertlerinin ikramlarıydı. Çünkü bizi üzen o şımarık kızların arkasından yaptığımız gülüşmelerin sesleriydi.


Yorumlar(0)