/ /

İstanbul Biraz Sakinleşmeli…Mi?!!

03 Mayıs 2013

Nevbahar Atalay

Nevbahar_Kapak

“Her dem yeni doğarız, bizden kim usanası…..” demiş Yunus Emre. Bu söz oldukça farklı bir nedenle söylenmiş olsa da, kadim şehir  İstanbul için de  bir anlam bulabilir diye düşündüm. Yüzyıllara dayanan geçmişinde yıkım, yakım, yağma, deprem, savaş vb. bir çok felaketi yaşamış bu şehrin,  zümrüt-ü anka kuşu gibi küllerinden yeniden ve yeniden doğmuş olması, hayatına kaldığı yerden devam edebilmesi bunun bir göstergesi  olabilir sanırım.

 

İstanbul……Her köşesine methiyeler düzülen,taşının toprağının altın olduğundan bahsedilen, hele ki bugünlerde giderek değer kazanan İstanbul……..

 

İçi beni dışı seni yakar misali bir de onu, onda yaşayan yığınlara sormak lazım. Sayıları oldukça fazla olan bu kitle,  yükselen değerlere bağlı(!? ) şehrin yükselen yapılarını ve işletmelerini gördükçe afallayarak seyrederken bir çok şeyi de daha çok sanal alemden öğrenmekteler (reklamlar,tv,internet vb). Onlar, bir yandan her bunaltıda dillerinde “bu şehir beni mahvetti” şarkılarına  rağmen, bir yandan da “biz Heybelide her gece mehtaba dalardık” hoşluğu içinde, çilingir sofralarındaki  mezeleri eşliğinde bu ezgileri mırıldanıp İstanbul’u kıyısından köşesinden de olsa yaşamaya çalışarak ömürlerini geçirmekteler. Kıyısından köşesinden  bile yaşanan bu şehir, yorgun bedenlerde bir buruk  tat bırakır ki…. O da zamanla daha çok alışılır, hep aranır olunur!!

 

Diğer taraftan,  şehrin alabildiğine tadını çıkaran grupları  ise giderek daha çoğuna talip, yeni olanaklar peşinde, hep fazlasını ummakta ve beklemekteler….

 

İstanbul,  yeni uluslararası kimliği, finans hareketliliği,  yapılaşma telaşı,  marka yaratma yarışı, tasarım,  imaj potansiyeli, oryantal,  modern,  post-modern kucaklaşması ile büyük bir heyecan ve fırsatlar mekanı olarak meraklı ve iştahlı olanlara çekici gelmekte ve onları bağrına çekmektedir.

 

Bu şehri en dinamik kılan ise,  onun doğurganlığı ve hırçınlığının yanı sıra derindeki ruhundan kaynaklanan zenginlik,  görkem ve üzerine kurulduğu coğrafyanın doğal güzelliğidir. O  güzellik ki her daim, kendini her halinden, tavrından, köşesinden, bucağından gösteriverir, keşfedilmeyi bekler. Ona çekilenlerde bu keşif arzusu çok tutkuludur.

 

Yaşamın içindeki kontrastlar (çelişkiler, çatışmalar, tezatlar) bir araya geldiğinde,  zaman zaman çok soyut, absürd durumlar ortaya çıkartabiliyor. Kendiliğinden, inceden düşünülmemiş, bazen de sürprizli bu fenomenler gerçek üstüymüş gibi anlam ve görünüşler oluştursalar da aslında gerçeğin başka açılardan belirmeleridir. Bu biraradalıklar ara sıra çok güzel ve estetik,  bazen de çok korkunç ve dehşet verici olabilmektedir. Hem şehir görünüşleri bakımından, hem de sosyal yaşam içerisinde İstanbul’da bunun örneğine çokça rastlanabilir. İşte İstanbul böyledir,  farklı dönemlerde farklı şehir köşelerinde, içinden akıp giden farklı kültürden insanların yaşamlarında yarattığı,  hayranlık, sevgi, aşk gibi duyumsamaların yanı sıra onları korku, ürperti, dehşet duyumsamalarına da maruz bırakmıştır.

 

Evet, bu şehir belki de bunun için güzeldir, kim bilebilir?!!!

 

Bu kadar çılgınca büyüyen,  yaşanan,  yoran şehri biraz sakinleştirmenin, ehlileştirmenin gerektiği görüşündeyim. Bunu gerçekleştirmenin birtakım yolları olmalı, buna ihtiyaç duyanların sayısının da az olmadığı kanaatindeyim. Bu düzlemde , farklı alanlarda yapılacak olan çalışmalar yeni önerileri de kendi içerisinden çıkaracaktır.

 

İstanbul’un küllerinden her daim doğmuş olmasına artık pek bel bağlamamak gerekiyor, dünya bile bu kadar yorgunken! Onun da insanlık tarihi içerisinde mutlaka bir hakkı olmalı. Bu çileli şehri daha fazla yormamak, kıymetini bilmek için ayrı bir bilinç düzlemine geçilmeli. Yaşayanların, onun kucağında  kendilerini güvende hissedip , daha huzurlu ve esenlik dolu bir ortama sahip olmaları  çok güzel olmaz mıydı? Bu onun çekiciliğini azaltır mı bilinmez! Her şeye rağmen,  genel olarak insanlığın ve özellikle de kentsel yaşam problemleri göz önüne alındığında, daha çok, güven, sevgi, barış ve huzur ortamına ve kentsel yaşam kaygılarının giderilmesine muhtaç olduğu güpegündüz ortada.

 

İstanbul bana öyle geliyor ki sakinleşmeli artık, sakinleştirilmeli……..O, nasıl olsa herkesin olmaya devam ediyor, edecek……. Hiçbir zaman kendini bütünüyle kimselere vermemiş olsa da!……….

 

Dr.Mimar Nevbahar Atalay

 

 Fotoğraf: Selen Çatalyürekli

 


Yorumlar(0)