/ /

En eski camii olduğu düşünülüyor!

13 Haziran 2014

editor

eee

Fatih Sultan Mehmet devri… İstanbul fethedilmiş ancak Fatih’i karşılayan beklediği, okuduğu, hayal ettiği son derece şık bir şehir değildir. Latin istilası nedeniyle harap olmuş, toparlanamadan da Türklerin kuşatmasına maruz kalan yıkık bir İstanbul’dur Fatih’i karşılayan. Gelenek üzerine yeni bir fetih camisi yaptırmaz. Ayasofya’yı camiye çevirir ve Edirne’ye döner. İstanbul’un yeniden inşası için sürekli para gönderir. Eserler yapılmaya başlanır.

Onlardan ikisi Eminönü ile Unkapanı arasında kalmış semt Küçükpazar’da. Oradaki loncalar (meslek grupları) mahallelere ve eserlere de adını vermiş. Sağrıcılar-Yavuz er Sinan Camii  ve Kantarcılar Camii. Her gün önünden binlerce insanın geçtiği, şehrin en eski yapıları kabul edilen bu camiler tarihleri ve hikayeleriyle farkedilmeyi hakediyor.

EVLİYA ÇELEBİ’NİN DEDESİ

Yavuz er Sinan, şehrin fethi sırasında Fatih’in alemdarlığını yapmış önemli bir zat. Evliya Çelebi’nin büyük dedesi olan Sinan, fetihten sonra kendisine ganimet olarak verilen alana yaptırdığı caminin yanındaki evde yıllarca ailesiyle yaşamış, caminin mülkiyetini elinde bulundurmuştu. Evliya Çelebi’nin 1611’de doğduğu ve hayatını değiştiren rüyayı gördüğü evdir bu. Dolayısıyla Evliya Çelebi’nin bu caminin mütevellisi olduğu söylenir. Yavuz er Sinan’ın mezarı da burada yer alıyor.

Bir rivayete göre ise Fatih Sultan Mehmet, kale kapılarının yatsı ve sabah namazları arasında kapalı tutulması hususunda ferman çıkarır. Sinan Çelebi’nin nöbette olduğu bir vakitte teftişe gelen Fatih, kale kapılarının açılmasını ister. Sinan Çelebi “Hükümdarım hem ferman çıkarır hem de ihlal edersin” diye yanıtlar padişahı. Hoşuna gider Fatih’in ve “Sen ne yavuz bir er’mişsin” der, arzusunu sorar. Israr üzerine adına bir cami yaptırmasını ve cemaat osun diye bir küçük pazar yeri kurulmasını ister. Kabul olur ve Fatih hem camiyi yaptırır hem de bugün Küçükpazar olarak anılan pazar yerinin kurulmasına izin verir.

1455’TEN BERİ AYAKTA

Şehrin ayakta kalan en eski camisi olduğu düşünülen  Sağrıcılar-Yavuz er Sinan Camii, iki isimle anılmakta. Buradaki dericiler loncasından dolayı Sağrıcılar denirken Fatih Sultan Mehmet’in alemdarı (sancaktarı) Yavuz er Sinan tarafından yaptırılmış olması nedeniyle bu ismi de taşımakta. Ragıp Gümüşpala ile Yavuz Sinan Sokağı köşesinde olup Unkapanı Köprüsü’ne çok yakındır. Yapım tarihi 1455. Caminin hikayesi banisi ile sınırlı değil. İstanbul’un ermişlerinden Horoz Dede’yi de burada anmak gerekir. Yavuz er Sinan’ın silah arkadaşı olan ve kuşatma sırasında askerleri horoz gibi bağırarak uyandırdığı için ‘Horoz Dede’ olarak anılan bu zat son saldırıda vefat eder ve Fatih’in katıldığı cenaze töreniyle buraya gömülür.

Mimari özellikleri, hikayesi kadar ilgi çekici değil. En basit tipte, taş duvarlı, kubbeli yapı dörtgen planlı. Tromplar üzerine sağır kasnakla yükselen basık bir kubbesi var. Caddeye bakan cephesi çukurda olan yapının aydınlatması mihrap ve yan duvarlarda bulunan pencerelerle sağlanıyor. Harim kısmında yer alan mihrap son onarımlarda mermerle kaplanmış olup yarım yuvarlak bir nişten oluşuyor. Son cemaat yerinde bulunan mihrabın ise tek süsü üzerindeki yazıdır. Yapıya giriş, mermer sütunlara oturan kemerli açıklıklarla düzenlen son cemaat yerinden yapılıyor. Burası metal ve cam konstrüksiyonla kapalı olup Türk üçgenleri ile bezeli sütun başlıklarını barındırır. Tek şerefeli minaresi boyut olarak camiye saygılı olsa da üzerindeki sıvadan hakettiği saygıyı görmediği anlaşılmakta. Yapının genel olarak özenli bir restorasyondan geçerek içindeki sıva ve fayanslardan kurtulması gerekiyor. Zira 1894 depreminde ve 1918 yangınında büyük zarar gören yapı 1960 yılında yapılan, çok da başarılı sayılamayacak bir onarımla ayakta.

ÇİNİLERİ 1993’TE EKLENDİ

Banisi demirci ustası Mevlana Mehmet Muhittin Efendi’nin mesleğiyle anılarak Sarı Timurcu Mescidi olarak bilinen yapı günümüzde Kantarcılar Camii olarak geçiyor. Fetihten hemen sonra, 1460 civarında inşa edilmiş. Muhittin Efendi Fatih’le beraber İstanbul’u fetheden ordunun askerlerinden ve yaşadığı dönemin seçkin insanlarından. Yiğitliği kadar, ilmi ve cömertliğiyle de ünlü olan Muhittin Efendi hayatta iken vakfiyesini oluşturur. Büyük bir servet kabul edilen “1980 akçe gelirli yedi dükkan, imam ve müezzin lojmanları ve geliri caminin giderlerine (yağ, mum ve hasır gibi) harcanmak üzere üç ev”  bırakmıştı. Mahalleye de adını veren Muhittin Efendi, 1470 yılında vefat eder. Mescit olarak yapılan küçük yapı; İstanbul kadılığı yapan Kametizade Mehmet Efendi tarafından minber eklenerek 1678 yılında camiye çevrilir. Ancak cami kısa bir süre sonra 1683 yılında çıkan yangınla tamamen yanar. Yeniden inşa edilirken kantarcı esnafının yaptığı katkılar nedeniyle ‘Kantarcılar Camii’ olarak anılan yapının talihsizliği burada bitmez. 1848 yılı yangınından sonra yaptırılsa da 1894 depreminde tekrar zarar görür. 1868’deki onarımında dış cephesi gerçeğine uygun olması için tuğla ve taştan yapılarak yapılır. 1993’te yapılan son onarımla caminin içindeki çiniler eklenir. Beyaz ahşap tavanlı cami, bakımlı bir yapı oluşuyla dikkat çekiyor. Caminin zeminindeki dükkanlar nedeniyle girişe merdivenle ulaşılıyor. Alt kapı üzerindeki hat yazılı ayet ve dış kapı üzerindeki kitabe görülmeye değer.

Kaynak: Belkıs Kamut Aktürk


Yorumlar(0)