/ /

Adaya düşseniz yanınıza eşya almanın 3 yolu

21 Aralık 2013

Turgay Özçelik

“Bir adaya düşsen yanına alacağın 3 şey ne olurdu” klişe bir sorudur ve tam olarak ne amaçla sorulduğu bir muammadır. Oysa daha yaşamsal bir problemimiz var bizim: Adaya nasıl eşya götürebiliriz?

Bir İstanbullu için Adalar’a yerleşmek vazgeçilmez bir hayaldir. Orada yaşamak, huzurlu, trafikten uzak ve doğa ile iç içe bir hayat sürdürmek… Bir arkadaşım kış vakti bu hayalin peşine düştü ve beni de o ev bakma telaşına ortak etti. Kış aylarında hiç Adalar’a seyahat etmemiştim. Söylenenler gerçekten doğru çıktı, yazın gördüğümüz kalabalıktan eser yok ve sadece yaşayanlar kalmış Adalar’da.

Büyükada, Heybeliada, Kınalıada derken aradığı evi nihayet Burgazada’da bulduk. Eski bir köşkün ikinci katıydı, deniz manzarası yoktu ama ormanlık alana bakıyordu. Yani istediği gibi sessiz ve mutlu bir çalışma alanı buldu sonunda.

Evi eşyalı tutmuştuk, ama sonuçta kılık kıyafetti, kitaptı defterdi derken epey bir kişisel eşya vardı buraya getirilmesi gereken. Peki nasıl? Arabanın olmaması iyi hoş da, nasıl taşınılacak. Ada içinde kolay, faytonlar var, onlar kiralanabilir. Peki adaya kadar nasıl getireceğiz?

Deniz yolundan başka bir seçenek olmadığına göre, önce daha ucuz olması açısından Şehir Hatları’nı soruşturduk. Bize iki seçenek sundular: İlk vapur ya da son vapur. Yanında eşya taşımaya sadece bu iki seferde izin veriyorlarmış.

Arkadaşım “O kadar erken uyansam zaten adaya taşınmazdım” dedi ve ilk vapur seçeneği en baştan elendi. Son vapurun da taşıma işi için geç olacağını, taşımaya yardıma gelenlerin geri dönemeyeceğini söyleyip, o kadar insanı nerede yatırıp, nerede doyuracağını sordu. Sanki bütün İstanbul onun taşınması için seferber olacak, yine ben olacağım sadece çok belli bu… Her neyse, vapurla taşıyamayacağımız ortaya çıktı. Burgazada esnafına sorduk soruşturduk, Bostancı iskelesinde teknelerin olduğunu ve eşya taşımak için kiralanabileceğini öğrendik.

Gittik, tuttuk tekneyi. Teknenin ebadına göre 60-100 liraya kiralayabiliyorsunuz. Eşyaları önce kamyonet tutup Bostancı’ya, oradan tekneyle Burgazada’ya, oradan da faytonla iskeleye taşıdık… Şunu öğrendim ki, Adalar’da yaşama hayalini kurarken biraz daha gerçekçi olmak lazım.

Ama yine de, onca çabaya değer burada yaşamak. Arkadaşımı bu konuda kıskanıyorum doğrusu. Zaten gitmeyeli Adalar iyice güzelleşmiş. Her birinde çevre düzenlemeleri yapılmış. Büyükada’da İskele Meydanı, Saat Kulesi; Heybeliada’da Atatürk büstü ve çevresi yenilenmiş. Burgazada’da da Sait Faik heykeli daha bir göz alıcı görünüyordu, sonradan araştırdım, o da yenilenmiş.

Zaten arkadaşım sürekli Adalar’dan, orada yaşamanın ayrıcalıklarından, Adalar Belediyesi’nin hizmetlerinden bahsedip duruyor. En çok hoşuma giden Belediye’nin plastik poşet kullanımını azaltmaya çalışması. Çoğu esnaf, ürünlerini kağıt poşetlere koyuyormuş. Belki İstanbul geneline de örnek olur bu iş…

Arkadaşım için en önemli problem sağlıktı, acil durumlarda hastaneye nasıl gidileceği vb. Söylediğine göre her adada bir sağlık ocağı, ayrıca belediyenin bir sağlık birimi varmış. Yine acil durumlarda hasta transferi için belediyeye ait helikopter ve tekneler kullanılıyormuş.

Evi tutarken emlakçının bahsettiği bir uygulama daha vardı. Adalar Belediyesi, Evlerimiz Gülümseyecek, Adalarımız Güzelleşecek diye bir proje başlatmış ve Adalardaki evleri restore edip boyatacakmış. Evin binası fena değildi ama, tabii boyansa daha hoş olur. Demem o ki, İstanbul’un kaosundan eser yok burada. Sanki bir tatil yöresinde yaşıyormuşsunuz gibi…

Yaşamayı bilemem ama, Adalar’ı ziyaret etmek bile insanı mutlu ediyor. Soğuk falan demeyip kışları da gelmek lazım. Gerçi ben gelsem de, pinti arkadaşıma uğramayı düşünmüyorum. Şöyle bir dolaşır, meyhanelerin gönlünü alır, son vapurla dönerim geri…

 


Yorumlar(0)